Son Dakika

Sultan Melikşah ve Halfe El Muktedi

Hakkı Suat Yılmazer

Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyet’in başlangıç dönemi sonrasında Türk edebiyatının; roman, şiir, hikâye, tiyatro, destan gibi dallarına yeterli ilginin gösterilmediğini ve bunun sonucunda da edebi eserler açısından bereketli bir hasat toplamanın gerçekleşemediğini görmekteyiz.

Bir milletin mazisindeki övünç kaynaklarının ve değerler bütününün geleceğe taşınmasındaki en etkili güzergâhın edebiyat olduğunu düşünenlerdenim. Milleti bir insan bedenine benzetecek olursak, edebiyatı da o insanın beyni olarak düşünebiliriz. Verdiğim bu örneği tahayyül ettiğimizde edebiyatın milli kültür içerisindeki konumunu çok daha iyi kavrayabiliriz.

Usta bir şairin kaleminden çıkmış bir şiir, o milletin duygularını en doğru ve anlamlı şekilde ifade etmesine bir vesiledir. Hakeza yüzyıllardır kulaktan kulağa anlatılarak günümüze kadar ulaşan ve yazılı hale getirilen destanlarımızın da milletimizin özünü unutmama konusunda önemli bir edebi hamledir.

Kültür muhafazası ve idamesi noktasında edebiyatın güçlü konumunun farkındayız. Edebi türlerin her biri çok etkili ve her birinde de çok başarılı, ölümsüz eserler verilmesine karşın, romanın özellikle son dönemde bir adım daha öne çıktığını görmekteyiz. Bir romancı olmamdan mütevellit bu alana haliyle özel bir alakamın olduğunu ve yakından takip ettiğimi dile getirebilirim. İşbu noktada roman ve romancılık üzerinden düşünce akışımı başlattığımda, roman türlerinden hem geniş yelpazesi olan hem de her geçen zaman ilginin ve buna bağlı olarak okur sayısının arttığı “tarihi roman” karşıma çıkıyor. Umman olarak nitelendirilebilecek bir kavram olan “tarih” ve güçlü bir tür olan “roman” birleşmesini düşünmek bile okurların kalp atışlarını hızlandırmasında etkili oluyor.

Şiirleriyle; Arif Nihat Asya, Dilaver Cebeci, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Osman Yüksel Serdengeçti…

“ Bozkurtların Ölümü – Bozkurtlar Diriliyor” romanlarıyla kanımızı kaynatan Nihal Atsız, “Kilit – Anahtar- Kapı- Konak” ile başlayan başarılı ve fevkalade güzellikte olan roman serisiyle Mustafa Necati Sepetçioğlu ve sonraki yıllarda Emine Işınsu’nun muhteşem tarih kokulu romanları ve daha niceleri…

Kültürel ve tarihi mirasımızı muhafaza edebilmek ve geleceğe estetik değer yargılarıyla birlikte taşıyabilmek adına, adı geçen ve şuan aklıma gelmeyen çok kıymetli yazarların payı büyüktür. Günümüzde de başarılı tarihi romanlar vardır. Yakın zamanda kaleme aldıkları tarihi romanlarıyla kültür ve tarihi birikimimizi birkaç kuşak sonraya taşıyacak olan Hasan Erdem ve Erkan Göksu’nun da payları tartışılmayacak noktadadır.

Mart 2016’da ilk baskısını yapan ve “muhteşem çağın mütevazı çocuklarının hikâyesi” olarak nitelendirilen ve Selçuklu tarihi, Selçuklu kültür ve medeniyeti hakkında okuruna “doğru” bilgi pompalayan Berzem, akademik kariyerini Selçukluları araştırmakla sürdüren Erkan GÖKSU’nun kaleme aldığı bir tarihi romandır.

Erkan Hocanın Berzem’inin, hem doğru tarihi bilgiyi veren hem de milli duyguları okşayan ve aynı zamanda aklı harekete geçiren bir yönü var. Romanda altını çizeceğiniz ve üzerinde uzun uzun düşüneceğiniz yerlerin çokluğu da eserin zenginliğini göstermektedir.

İşte size Berzem’den üzerinde uzun uzun düşünebileceğimiz ve ders çıkarabileceğimiz bir bölüm;

(Selçuklu Sultanı Melikşah Bağdat’ta bulunan Halife el Muktedi’nin bazı uygulamalarından rahatsız olur ve Bağdat üzerine harekete geçer. Bu gelişin kendileri için sıkıntı doğuracağını anlayan Halife el Muktedi, Sultan Melikşah’ı gösterişli şekilde karşılar. Bu karşılama töreni sırasında Sultan Melikşah’ın yaptığı konuşma şöyledir…) 

“ İmam-ı Azam Ebu Hanife “Kılıç Türklerin elinde olduğu müddetçe bu dine zeval yoktur” demiştir. Gerçekten de o günden bu yana kılıç hep bizim elimizde olmuş ve din düşmanlarının, devlet düşmanlarının ve dahi Halife Hazretlerinin düşmanlarının karşısında hiç inmemiştir. Emin olunuz ki, bundan sonra da kılıç bizim elimizde olacak ve ne dine ne devlete ne de Hilafet makamına zeval gelecektir. Lakin herkes bilmelidir ki, gün gelir de durum değişir ve kılıç Türklerin elinden düşerse, bunun sonuçları çok ağır olur. Selçuklu çetrinin, Selçuklu sancağının gölgesinde rahat ve huzur içinde hayat süren İslam beldeleri, emniyet ve asayişe hasret kalır… Yollar gidilmez, sular içilmez, toprak ekilmez, çocuklar büyümez olur. Sonra zaman geçer tarih yazar.”[1] Diyor.

Kılıç Türklerin elinde olduğu müddetçe bu dine zeval yoktur” cümlesi dahi başlı başına düşündürme potansiyeli yüksek ve okurun beyninde şimşekler çakmasına vesile bir cümledir.

Ee o zaman buyurun düşünmeye…

 

[1] Erkan Göksu, Berzem, İstanbul: Bilge Kültür Sanat, 2016, ss.103-104.

Yorum Ekle

Yorumlar